18 Mayıs 2012 Cuma

Festivale hızlı giriş

Sabahları güne erken başlıyoruz. Hava güzel, insanlar güzel... İzlenesi sokaklar rengarenk insanlarla dolu. Kahvaltı sırasında keyifli sohbetlerimiz eşlik ediyor şehre. Hem sahilin hem de sinemanın bir arada oluşu Cannes'ı en gidilesi yapan unsurlardan biri. Türk Pavillion'unda bir çok kavuşma yaşıyorum: Farklı şehirlerden gelen özlediklerim, yanımda olan sevdiklerim ve tanışmaktan memnun olduklarım...

Hararetli sohbetleri arkada bıraktığım sırada kendimi yarışma kapsamındaki kısa filmleri izlerken buldum. Yarışma bölümünden sonra Short Film Corner'da benim de oynadığım bir filmle birlikte tanıştığım diğer arkadaşların filmlerine dalmışım; yaşıtlarımın özgün düşüncelerine ve çalışkan tavırlarına hayran kaldım. Akşam üstüne doğru Nuri Bilge Ceylan'ın "Mayıs Sıkıntısı" gösteriminin ardından çok değerli bir söyleşisine katıldım. Kısa ama derin ve zor bulunan bir içtenlikteydi. Kişisel olarak verdiği nasihatlar da öyle... Motive edici, öğretici ve insana dair... Sonrasında Film Yönetmenleri Birliği tarafından seçilen Nuri Bilge Ceylan, "Altın Fayton" ödülünü aldı. İsminin anons edildiği her salon, alkışlarla yıkılıyor. O kadar çok seveni var ki birebir ilgilerine şahit olmak onur verici.

Türk standında Perşembe gecesi verilen ilk parti, bütün festivali kardeşliğe davet etti. Babam (Selim Atakan) burada ilk kez piyano çaldı. Şarkılarına hep birlikte eşlik ettik. Arkadaşlarım Sera Sade, Elif Boyacıoğlu, babası Ahmet Boyacıoğlu, hocam Yekta Kopan, Cannes'da çok güzel vakit geçirdiğimiz Gülçin Santırcıoğlu, menejerim Selim Ünel de oradaydı. Yandaki açık hava sinemasında Casino Royal (2006) gösterildi. Müzikle devam eden gecenin sonunda ev arkadaşlarımı (Sezgi ve Özlem) dinleyip eve geri döndüm. Ertesi gün 08.00 seansında Matteo Garrone'nın filmine gidecektim. Uyandığım gibi Reality'nin İtalyan dünyasına, ardından Fatih Akın'ın yeni belgeseline girdim. Akşama onun adına düzenlenen Türk-Alman partisine gidiyoruz. Azerbaycanlı yönetmen Ilgar Najat ile ülke ve filmlerimizden bahsederken, Türk sinemasının kısa zamanda geldiği noktaya dışarıdan bakmak beni daha da mutlu etti. Uykusuz ama güzeliz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder