Sabahları güne erken başlıyoruz. Hava güzel, insanlar güzel... İzlenesi sokaklar rengarenk insanlarla dolu. Kahvaltı sırasında keyifli sohbetlerimiz eşlik ediyor şehre. Hem sahilin hem de sinemanın bir arada oluşu Cannes'ı en gidilesi yapan unsurlardan biri. Türk Pavillion'unda bir çok kavuşma yaşıyorum: Farklı şehirlerden gelen özlediklerim, yanımda olan sevdiklerim ve tanışmaktan memnun olduklarım...
Hararetli sohbetleri arkada bıraktığım sırada kendimi yarışma kapsamındaki kısa filmleri izlerken buldum. Yarışma bölümünden sonra Short Film Corner'da benim de oynadığım bir filmle birlikte tanıştığım diğer arkadaşların filmlerine dalmışım; yaşıtlarımın özgün düşüncelerine ve çalışkan tavırlarına hayran kaldım. Akşam üstüne doğru Nuri Bilge Ceylan'ın "Mayıs Sıkıntısı" gösteriminin ardından çok değerli bir söyleşisine katıldım. Kısa ama derin ve zor bulunan bir içtenlikteydi. Kişisel olarak verdiği nasihatlar da öyle... Motive edici, öğretici ve insana dair... Sonrasında Film Yönetmenleri Birliği tarafından seçilen Nuri Bilge Ceylan, "Altın Fayton" ödülünü aldı. İsminin anons edildiği her salon, alkışlarla yıkılıyor. O kadar çok seveni var ki birebir ilgilerine şahit olmak onur verici.
Türk standında Perşembe gecesi verilen ilk parti, bütün festivali kardeşliğe davet etti. Babam (Selim Atakan) burada ilk kez piyano çaldı. Şarkılarına hep birlikte eşlik ettik. Arkadaşlarım Sera Sade, Elif Boyacıoğlu, babası Ahmet Boyacıoğlu, hocam Yekta Kopan, Cannes'da çok güzel vakit geçirdiğimiz Gülçin Santırcıoğlu, menejerim Selim Ünel de oradaydı. Yandaki açık hava sinemasında Casino Royal (2006) gösterildi. Müzikle devam eden gecenin sonunda ev arkadaşlarımı (Sezgi ve Özlem) dinleyip eve geri döndüm. Ertesi gün 08.00 seansında Matteo Garrone'nın filmine gidecektim. Uyandığım gibi Reality'nin İtalyan dünyasına, ardından Fatih Akın'ın yeni belgeseline girdim. Akşama onun adına düzenlenen Türk-Alman partisine gidiyoruz. Azerbaycanlı yönetmen Ilgar Najat ile ülke ve filmlerimizden bahsederken, Türk sinemasının kısa zamanda geldiği noktaya dışarıdan bakmak beni daha da mutlu etti. Uykusuz ama güzeliz.
18 Mayıs 2012 Cuma
15 Mayıs 2012 Salı
Cannes Film Festivali 2012 *
Bu yılki 65. Cannes Film Festivali'nin kapak yüzü ve festival organizasyonunun ikonu Marilyn Monroe.
"Mayıs sıkıntısı" dediğimiz o mevsimsel dönemi süpürüp atacak olan şey çok güçlü geliyor: Cannes Film Festivali. Yarışacak filmlerin yanısıra beklenen jüri de açıklandı. Geçen sene ilk gidişim olduğu için "Neredeyim? Ne yapacağız" sorularına cevap aramaktan günler keşfetmekle geçip gitmişti.. Ayrıca geçen seneki "Bir Zamanlar Analodu'da"nın ödül heyecanı ve koşuşturmasına nazaran bu sefer fazlasıyla rahat edeceğiz. ZeynoFilm ekibiyle ve orada buluşacağımız arkadaşlarımla film dolu, mükemmel günler geçirmeyi bekliyorum.
Öncelikle bu sene, bir çok açıdan daha temkinliyim.
-İlk işim kalacağımız evin yolunu öğrenmek olacak. Geçen sene gala sonrası biraz kutlamaya katılıp eve dönmek üzere yola çıktığım sırada -ev yürüme mesafesi uzaklıktaydı- bir de baktım ki Cannes sokaklarında kaybolmuşum. Babama göre; insan Cannes kadar küçük bir yerde kaybolur mu hiç? Ama oluyor işte. Tek sorun festival çadırlarıyla ödül töreninin karşısındaki çadırların tıpatıp aynı olmasıydı (öyle ama).
-Faturalı hatta geçtim. Kaybolma sırasında heyecandan ingilizcem ve fransızcam birbirine karışmıştı, in cin top oynayan sokaklarda karşılaştığım bir iki insana doğru dürüst yol bile soramamıştım. "This rue that je veux aller" gibi başarısız girişimlerden sonra birilerini arayayım, dedim. Kontörüm kalmamış. Bu sene "Cannes Film Festivali'nde ödemeli atan kız" fantazisine adımı yazdırmak istemiyorum.
-Yanıma kalın giysiler almayı unutmadım. Güneşli havaya kaptırıp gezerken Cannes'daki sinema salonlarına girdiğimiz anda kuzey rüzgarı gibi esen klimalari kim unutabilir ki? Ayrıca sabah hava sıcak dersin, akşam: "Sen de mi Brütüs!" Hayal kırıklığını aramıza sokmaya gerek yok..
-Birlikte film izleyecegim insanı iyi seçecegim. Film sırasında çok konuşmasın. Halinden memnun olsun, yeter. Henüz filmin etkisindeyken seans çıkışı duyacağınız ilk şey "üff, puff, of, ayy cok sıcak bunalıcam" olmamalı.
-Dişimi sıkıp daha az uyuyacağım. Bu kesin. Sabah seansları en boşu olduğu için erken saatte filmlere gitmek istiyorum ama aynı zamanda geceyi erken bitirmek istemiyorum. Arkadaşım Olgu Baran Kubilay; "gün içinde şehir efsanesi gibi kulaktan kulağa yayılan partiler," der.
-Açık hava sinemasına gideceğim. Geçen sene açık havada herhangi bir filme gitmedim. Bu sene hangi film olduğu önemli değil, yeter ki sahille filmi aynı karede görebileyim.
-Davetiyelere çocuğum gibi bakacağım. Çok önemli(!) bir gala gecesinde davetiyeleri ben taşımayayım diye kardeşim almıştı, korteje girdikten sonra elimizdeki davetiyelerle yaklaşık 3-4 güvenlik geçtik. Salona gireceğimiz kapıya geldiğimizde kardeşimin ceketinden nasıl olduysa o davetiyeler düşmüş. Düştüğü anda da yerden kapılmış tabi. Anlatmaya çalıştık davetiyelerimiz olmasa buraya kadar gelemezdik, diye. Ne kadar çabalasak da ikna edemedik. Neyse sonunda olan oldu. Acil durum melekleri geldi kurtardı bizi. Bir şekilde içeri girdik ama girene kadarki süreç bir ömürlük aşk acısına bedeldi.
-Jude Law'ı tekrar görme şansım olursa sadece bakmakla yetinmeyeceğim. Bir dakika. Bunu düşünmem lazım...
Jude Law kısmında takılı kaldım. O nasıl bir asalet, sanki aktör değil de prens! Neyse... Pişmanlıklarım bu kadar, gerisi festival heyecanına kalmış. Wes Anderson'un "Moonrise Kingdom" isimli filminin gösterimiyle 16 Mayıs'ta açılacak festival, Claude Miller'ın "Therese Desqueyroux" isimli filminin gösterimiyle 27 Mayıs'ta sona erecek. Bu sene çok güçlü filmler yarışıyor. Yarın yola çıkıyorum. Önümüzdeki 5 gün oradayım. Roberto Cavalli'nin yatına atlayıp derin sularda kaybolmazsam orada bulunduğum günler boyunca buraya yazacağım. Herkese güzel filmler ve eğlenceler diliyorum. Tekrar görüşmek üzere.
Yarışacak olan filmler: http://www.festival-cannes.fr/en/archives/2012/inCompetition.html
Jüri: http://www.festival-cannes.fr/en/archives/juryLongFilm+.html
Masterclass: http://www.festival-cannes.fr/en/festival/aroundTheSelection/2012/masterclass.html
Daha fazla bilgi için: http://www.festival-cannes.fr/en.html
7 Mayıs 2012 Pazartesi
H. Cibran - Dostum
Dostum, göründüğüm gibi değilim. Görünüş sadece giydiğim bir elbisedir. Senin sorgularından beni, benim kayıtsızlığımdan seni koruyan, özenle örülmüş bir elbise. Benim içimdeki ‘ben’, dostum, sessizlik içinde oturur, sonsuzluğa dek kalacak orada, doyulmaz, erişilmez. Ne söylediklerime inanmanı, ne de yaptıklarıma güvenmeni isterim- çünkü sözlerim senin aklından geçenlerin dile getirilmesinden, yaptıklarımsa umutlarının eylemleştirilmesinden başka bir şey değildir. 'Rüzgar doğuya esiyor' dediğin zaman 'evet, doğuya esiyor' derim: çünkü düşüncelerimin rüzgarda değil, deniz üzerinde dolaştığını bilesin istemem. Denizlerde gezen düşüncelerimi anlayamazsın, zaten anlamanı da istemem. Bırak, denizimle başbaşa kalayım.
Senin için gündüz olduğu zaman dostum, benim için gecedir: böyle olsa da ben yeşil tepelere değerek oynayan öğle vaktini, vadiden süzülen mor gölgeleri anlatırım; çünkü sen ne karanlığımın türkülerini duyabilir, ne de yıldızlara çarpan kanatlarımı görebilirsin- görmemenden, duymamandan hoşnudum ben. Bırak, gecemle başbaşa kalayım.
Sen cennetine yükselirken ben cehennemime inerim- o zaman bile bu ulaşılmaz uçurumun ötesinden bana seslenirsin, ’arkadaşım, yoldaşım’ ben de sana seslenirim, ‘yoldaşım, arkadaşım' -çünkü cehennemimi görmeni istemem. Alevler görüşünü yakacak, duman burnuna dolacaktı. Senin gelmeni istemeyecek kadar çok severim cehennemimi. Bırak, cehennemimle başbaşa kalayım.
Sen gerçeği, güzeli, doğruluğu seversin; ben de sen hoşnut olasın diye bunları sevmenin yerinde ve iyi olduğunu söylerim ama içimden senin sevgine gülerim. Gene de gülüşümü göresin istemem. Bırak, kahkahalarımla başbaşa kalayım.
Dostum, sen iyi, ihtiyatlı, akıllısın; hayır sen eksiksizsin- ben de seninle ölçülü ve düşünerek konuşurum. Oysa ben deliyim. Ama gizliyorum deliliğimi. Bırak, deliliğimle başbaşa kalayım.
Dostum, sen benim dostum değilsin,
Ama ben bunu sana nasıl anlatacağım?
Benim yolum senin yolun değil, gene de birlikte yürüyoruz elele.
H. Cibran
Senin için gündüz olduğu zaman dostum, benim için gecedir: böyle olsa da ben yeşil tepelere değerek oynayan öğle vaktini, vadiden süzülen mor gölgeleri anlatırım; çünkü sen ne karanlığımın türkülerini duyabilir, ne de yıldızlara çarpan kanatlarımı görebilirsin- görmemenden, duymamandan hoşnudum ben. Bırak, gecemle başbaşa kalayım.
Sen cennetine yükselirken ben cehennemime inerim- o zaman bile bu ulaşılmaz uçurumun ötesinden bana seslenirsin, ’arkadaşım, yoldaşım’ ben de sana seslenirim, ‘yoldaşım, arkadaşım' -çünkü cehennemimi görmeni istemem. Alevler görüşünü yakacak, duman burnuna dolacaktı. Senin gelmeni istemeyecek kadar çok severim cehennemimi. Bırak, cehennemimle başbaşa kalayım.
Sen gerçeği, güzeli, doğruluğu seversin; ben de sen hoşnut olasın diye bunları sevmenin yerinde ve iyi olduğunu söylerim ama içimden senin sevgine gülerim. Gene de gülüşümü göresin istemem. Bırak, kahkahalarımla başbaşa kalayım.
Dostum, sen iyi, ihtiyatlı, akıllısın; hayır sen eksiksizsin- ben de seninle ölçülü ve düşünerek konuşurum. Oysa ben deliyim. Ama gizliyorum deliliğimi. Bırak, deliliğimle başbaşa kalayım.
Dostum, sen benim dostum değilsin,
Ama ben bunu sana nasıl anlatacağım?
Benim yolum senin yolun değil, gene de birlikte yürüyoruz elele.
H. Cibran
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
